baba ve 3 oğul hikayesi
Bununüzerine Tanrı onları bağışlar, 140 yıl ömür verir ve annesinin, babasının canını alması için Azrail’e emir verir. Deli Dumrul ve eşi 140 yıl ömür sürerler. Deli Dumrul öyküsü Türk halk inancında “Aylanu” motifinin en güzel ve en yetkin
Yılınfotoğrafının öyküsü. Suriyeli baba ve oğlu A Haber'de | Video 25.10.2021 | 14:35 Suriye savaşının acı yüzü baba Al Nezzar ve oğlu, A Haber'e konuk oldu.
Bursanın Nilüfer ilçesinde, beton mikseri bir otomobilin üzerine devrildi. Feci kazada anne baba ve 3 çocuğu aracın içerisine sıkıştı. Aile hastaneye kaldırılırken, baba ve 10 yaşındaki oğlu yaşamını yitirdi. İzmir-Bursa yolunun Uludağ Üniversitesi kavşağı yakınlarında Erol Y. yönetimindeki beton mikseri, bariyere çarptıktan sonra karşı yöne geçip Mehmet
Annesive babasının da canını alır. DUHA KOCA OĞLU DELİ DUMRUL HİKAYESİ, DESTANI (DEDE KORKUT HİKAYELERİ) Meğer hanım, Oğuz’da Duha Koca oğlu Deli Dumrul derlerdi bir er var idi. Bir kuru çayın üzerine bir köprü yaptırmıştı. Geçeninden otuz üç akçe alırdı, geçmeyeninden döve döve kırk akçe alırdı.
Kavuşmanınsabahında, 31 Ağustos'taki süngü hücumunda Çetmilli Ali Çavuş şehit olur. Onbaşı mehmet, babası ile bir kez daha gurur duymuştur. Babasının şehit olmasının
Les Sites De Rencontres Qui Marchent Le Mieux. Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar. Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı. Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi. Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve gititğim gibi bana eşimin doğumunu gerçekleştiren doktoru görmemi söylediler. “Ne doktoru” diyerek kızdım onlara “Ben sadece Salim’i görmek istiyorum!” dedim. “Mutlaka doktoru görmen gerek” dediler. Doktorun odasına gittim ve doktor benimle olumsuz bir şekilde konuşmaya başladı. Oğlumun gözlerinde sorun olduğunu ve görme kaybı yaşadığını öğrenince şok oldum. O anda Pazarda çelme takarak düşürdüğüm ve diğerlerinin güldüğü o adam aklıma geldi. Subhanallah ne ettiysem onu buldum! Eşim üzgün değildi. Allah’ın adaletine inanan eşim defalarca diğer insnalarla alay etmemi bırakmamı söylemişti. Eşim bu yaptıklarımı alay etme olarak değil çekiştime olarak görüyordu ve haklıydı. Salim’e çok ihtimam göstermedim. O evde yokmuş gibi davrandım, ağladığı vakit uyumak için odayı terk ediyordum. Eşim her şeye rağmen ona baktı ve onu derin bir sevgiyle kucakladı. Aslında ben ondan nefret etmiyordum ama bir türlü sevemiyordum da. Eşim, evladımın emeklemesini büyük bir coşkuyla kutladı. Evladım yaklaşık 2 yaşına geldiğinde yürümeye başladı fakat oğlumuzun aynı zamanda kötürüm olduğunu anladık. Ben evladımdan ne kadar çok fazla uzaklaşıyorsam, eşim de onu o kadar fazla çok sevmeye ve koruyup kollamaya başlıyordu. Bu durum diğer evlatlarımız olan Ömer ve Halid’in doğumundan sonra da devam etti. Aradan yıllar geçti içinde bulunduğum insanlar onları eğlendiren bir maskot gibi beni kullanmaya başladı. Oysa zannederdim ki onlarla alay edip oynayan kişi bendim. Eşim her zaman yanımda oldu ve her zaman benim hidayetimi istiyordu. Ne benim sorumsuz davranışlarım karşısında ne de Salim’i ve Kardeşlerini ihmal etmeme hiçbir zaman sinirlenmedi. Salim büyüdü. Eşim bana onu engelliler okuluna vermemiz gerektiğini söyleyince pek umursamadım. Yılların nasıl geçtiğini anlamadım. Neredeyse her günüm, bir diğerinin aynısıydı. İşe git, uyu, ye ve arkadaşlarınla takıl. Her günüm böyleydi. Bir Cuma günü saat sabah 11’de kalktım. Bu saat benim için oldukça erken bir saatti. Hızlıca duş aldım, giyindim ve güzel kokularımı sıkındım. Tam geçiyordum ki Salim’i gördüm hıçkırarak ağlıyordu. Salim’i bebekliğinden sonra ilk kez böyle ağlarken görmüştüm. Dışarı mı çıkmalıydım yoksa onu bu denli üzen şeyin ne olduğunu mu öğrenmeliydim. Hayır, onu bu durumda nasıl bırakabilirdim. “Salim, neden ağlıyorsun diye sordum.” Benim sesimi duyunca ağlamayı bıraktı ve benim onun yakınlarında olduğumu düşündü. Onun benden kaçmaya çalıştığını gördüm! Onun bana “Beni şimdi mi fark etmeye başladın? 10 yıldan beri aklın neredeydi?’’ demesini bekledim ve onu takip ettim. Salim kendi odasına gitti. İlk etapta bana neden ağladığını söylemek istemedi fakat anlayışlı davrandım çünkü neyin ters gittiğini çok iyi biliyordum. Onu daha önceleri Mescid’e götüren kardeşi Ömer geç kalmıştı. Cuma namazı olduğu için, Salim ön saflarda namaz kılacak yer bulamayacağından korkuyordu. Annesini çağırdı fakat kimse cevap vermedi. Elimle ağzını kapadım ve “Salim ağlamanın sebebi bu mu?’’ dedim. Ve ağlamaya başladım ve “Ya Salim, sana neden bunları söylüyorum bilmiyorum ama üzülme, seni bugün Mescid’e kim götürecek biliyor musun?’’ dedim. O, “Tabii ki de Ömer.’’ diye cevap verdi. “Keşke onun nereye gittiğini bilsem..’’ diye yakındı. Ben de “Hayır Salem, seni bugün ben götüreceğim’’ dedim. Salim çok şaşırdı, bu söylediklerime inanmakta güçlük çekti. Onunla dalga geçtiğimi düşündü ve tekrar ağlamaya başladı. Gözyaşlarını elimle sildim ve elinden tutarak ayağa kaldırdım. Oğlumu mescide araba ile götürmek istiyordum fakat o bu isteğimi reddetti ve “Baba Mescid bize çok uzak değil. Bu yüzden oraya yürüyerek gitmek ve attığım her adımı saymak istiyorum.’’ dedi. Ben ise en son ne zaman mescide girdiğimi ve secde ettiğimi hatırlamıyordum. Fakat işte tam o an pişmanlık ve korku duygusunu en fazla hissettiğim an idi. Uzun yıllar boyunca göz ardı ettiğim şeyler için pişmandım. Mescid ağzına kadar doluydu fakat ben buna rağmen Salim için ön saflarda yer bulabildim. Birlikte Cuma Hutbesi’ni dinledik ve ben onun yanında namaz kıldım. Namazdan sonra Salim bana Kur’an hakkında soru sordu. Şaşırmıştım. Kör olduğu halde nasıl Kur’an’ı okuyabilirdi ki? Nerdeyse onun bu istediğini reddedecektim ki, hislerini incitmekten korktum ve vazgeçtim. Evladım benden Kur’an’ı almamı ve Kehf suresinin bulunduğu sayfayı açmamı istedi. Onun isteğini yerine getirdim, fakat o önümdeki Kur’an’ı aldı ve kendi önüne koydu. Ardından sureyi okumaya başladı. Ya Allah! Evladım tüm sureyi ezberlemişti. O anda kendimden utandım ve Kur’an’ı önünden aldım. Bacaklarım titriyordu. Tekrar tekrar okudum. Allah’a beni bağışlaması ve bana yol göstermesi için yalvardım. Bu sefer ağlayan bendim. Boşa geçirdiğim ve yaptığım şeyler için umutsuzluk ve pişmanlık içinde ağlıyordum. O anda hissettiğim tek şey, küçük bir elin, yanaklarımdan düşen göz yaşlarını hafifçe silmesi oldu, bu Salim idi ve gözyaşlarımı siliyordu. Eve geri döndük. Eşim Salim hakkında oldukça fazla endişe içerisindeydi fakat bizim Cuma namazından geldiğimizi gördüğü zaman bu endişesi mutluluk gözyaşlarına döndü. O günden sonra, mesciddeki cemaati hiçbir zaman kaçırmadım. Kötü arkadaşlarımla bir daha hiç görüşmedim ve mescidde görüştüğüm dürüst arkadaşlar edindim. Onlarla birlikte İman etmenin verdiğimi zevki ve mutluluğu tattım. Onlardan ben bu dünyadan soyutlayan şeyleri öğrendim. O Yüce Yaradan’ın ismini zikretmeyi hiç bırakmadım. Bir ay içerisinde birkaç defa Kur’an’ı hatim etmeye başladım ve ben yılların benden götürdüğü insandım artık. Dilimden Allah’ın zikrini hiç düşürmedim. Belki böylece o Yüce Yaradan benim diğer insanlarla geçtiğim alayları ve dalgaları bağışlayabilirdi. Aileme daha yakın davranmaya başladım. Eşimin gözlerinde oluşan korku ve endişe artık yok olmuştu. Artık oğlum Salim’in yüzü gülüyordu. Onu gören herhangi biri, onun dünyalara sahip olduğunu düşünebilirdi. Nimetleri için Allah’a defalarca şükrettim. Bir gün dürüst arkadaşlarımdan biri İslam’ı yaymak için uzaklara seyahat etmeye karar verdi. Gidip gitmeme konusunda tereddüt ediyordum. İstihare yaptım ve eşime danıştım. Önceleri onun bu teklifi reddedeceğini düşünüyordum fakat tam tersi gerçekleşti. Eşim oldukça mutluydu ve cesaretlendirdi. Ben de Salim’in yanına gittim ve ona seyahat edeceğimi söyledim. Beni o küçük kollarıyla kucakladı ve eğer yapabilseydi başımı öpecekti. Daha sonra Allah’a güvenerek tüm işlemleri yoluna koymaya başladım ve Elhamdülillah her şey yolunda gitti. Evden tam 3,5 aydır uzaktaydım. Bu süre zarfında, bulduğum her fırsatta eşimi aradım ve evlatlarımla konuştum. Onları çok özlemiştim, özellikle Salim’i. Onun sesini duymak istedim. Salim, evden ayrıldığımdan beri benimle konuşmayan tek evladımdı. Ne zaman arasam, o ya okulda ya da mescidde oluyordu. Eşimi ne zaman arasam, ondan, Salim’i benim için öpmesini ve benim selamlarımı ona iletmesini isterdim. Eşim neşe ile gülerdi fakat en son aradığımda böyle olmadı. Herhangi bir kahkaha sesi duymadım. Sesi bir anda değişti. Ona, “Salim’e selamımı ilet.’’ Dedim ve o bana “İnşallah.’’ dedi. En sonunda eve döndüm ve kapıyı çaldım. Bana kapıyı açan kişinin Salim olmasını çok isterdim dakat karşımda aşağı yukarı dört yaşında olan Halid’i görünce şok oldum. Onu kucağıma aldım ve o “Baba, baba!’’ diye haykırıyordu. Eve girdiğim anda kalbimin neden böyle yoğun çarptığını bilmiyordum. Şeytan’ın şerrinden Allah’a sığındım. Eşime doğru yöneldim. Değişen bir takım şeyler olduğunu hissettim. Ona daha fazla yaklaşınca, yıllar önceki mutsuzluğun yüzünde olduğunu anladım. O mutsuzluk onun yüzüne geri gelmişti. “Seni rahatsız eden nedir?’’ diye sordum. “Hiçbir şey..’’ diye cevap verdi. Aniden aklıma Salim geldi. “Salim nerde?’’ diye sordum. Eşim başını öne eğdi ve cevap vermedi. Tam o anda evladım Halid’in yaptığı sesi duydum. Bu ses hala kulağımda çınlar. Halid, “Baba, Salim Allah’ın cennetine gitti.’’ Dedi. O bana Salim’in cennete gittiğini söyledi. Eşim daha fazla dayanamadı ve ağlayarak odayı terk etti. Daha sonradan Salim’in ben gelmeden iki hafta önce hastalandığını ve eşimin onu hastaneye götürdüğünü öğrendim. Evladımın ateşi artmış ve ruhu bedeninden ayrılana kadar onu rahat bırakmamıştı. Bu yaşananların, Allah tarafından tabi tutulduğum sınav olduklarını hissettim. Tüm bu olanların o Yüce Allah’tan gelen birer sınav olduklarını hissettim ve düşünmeye başladım. Hala benim gözyaşlarımı silen o minik ellerini yanaklarımda hissederim. Hala beni saran o ufak kollarını hissederim. O ama ve kötürüm olan evladım Salim için ne kadar üzüntü veren bir baba olmuştum! O asla kör değildi! Asıl kör olan bendim. Kötü arkadaş çevresi edindiğimde artık kör bir insandım. Salim asla kötürüm değildi! O doğru yolunda ilerlemekteydi. Ben hala onun bana söylediğini hatırlarım, “Yüce Allah sonsuz merhamet sahibidir.’’ önceleri sevgimi göstermekten sakındığım evladım Salem, şimdilerde seni kardeşlerinden daha fazla sevdiğimi fark ettim. Çok fazla gözyaşı döktüm. O günden bugüne kadar büyük üzüntü içerisindeyim. Nasıl üzülmem ki? Benim kaderim Allah’ın ellerindedir! Nasıl üzgün olmam? Benim kaderim Allah’ın ellerindedir! Ya Allah, Salim’i yüce merhametinle kabul et. ’Ya Allah, senden sebat istiyorum!’’
Netflix, Kıvanç Tatlıtuğ ile Settar Tanrıöğen’in başrolde olduğu Aşıklar Bayramı’ filmininin tanıtımını yayınlayarak tarih verdi. Fotoğraf Netflix Kemal Varol’un aynı adlı romanından uyarlanan filmde tanınmış halk ozanı Heves Ali ve avukat oğlu Yusuf’un pişmanlık, öfke, merak ve 25 yıllık hasretle dolu hikayesi anlatılıyor. Yusuf Kıvanç Tatlıtuğ ile saz aşığı babası Heves Ali Settar Tanrıöğen’nin yolu, 25 yıllık ayrılıktan sonra çıktıkları uzun ve belki de son yolculukta kesişir. Senaristliğini ve yönetmenliğini Özcan Alper’in üstlendiği filmde, baba ve oğul bir yandan geçmişleriyle diğer yandan gelecekleriyle olan sorunlarını çözmeye çalışır. Filmin kadrosunda Laçin Ceylan, Burcu Cavrar, Çetin Kemal Sarıkartal, Erkan Bektaş, Pınar Göktaş ve Şirin Ergüven Hamşioğlu var. Aşıklar Bayramı’ 2 Eylül’de Netflix’te gösterime girecek.
Reşit ÇELEBİOĞLU/ KİLİS, DHAGAZİANTEP´te 2012 yılının Mart ayında kaybolan ve Kilis´teki Afrin Çayı kenarında toprağa gömülü halde cesetleri bulunan Emine Düzkaya 45 Çağan Özoğlu 27 ve gelini Özlem Aslan Özoğlu´nun 22 cinayet şüphelileri 10 yıl sonra yakalandı. Şüphelilerin Özlem Aslan Özoğlu´nın babası Abdullah Aslan ve kardeşi Mehmet Fatih Aslan olduğu belirlendi. 2 şüpheli tutuklanarak cezaevine 2012 yılında meydana geldi. İddiaya göre, Çağan Özoğlu, kendisine kaçan ve 1,5 yıl birlikte yaşadığı Özlem Aslan hamile kalması üzerine nikah kıydırdı. Düğün hazırlıkları için de İstanbul´da yaşayan annesi Emine Düzkaya´yı çağırdı. Düzkaya, 3 Mart´ta Gaziantep´e gelip oğluyla birlikte gelinleri Özlem Aslan Özoğlu´nun ailesinin evine giderek, düğün tarihi ve diğer hazırlıklarla ilgili görüştü. Bu görüşmenin ardından evden ayrılan anne, oğlu ve gelinlerinden bir daha haber alınamadı. Düzkaya, Özoğlu ve Aslan aileleri, polise kayıp başvurusunda bulundu. Olayla ilgili geniş çaplı soruşturma başlatıldı. Kilis´in Deliçay Köyü Afrin Çayı kenarında piknik yapanlar, topraktan dışarı çıkmış ve hayvanlar tarafından parçalanmış bir insan ayağı fark edince durumu jandarmaya bildirdi. Olay yerine gelen jandarma ekipleri tarafından bölgede çalışma başlatıldı. Yapılan kazılarda Emine Düzkaya, oğlu Çağan Özoğlu ve gelini Özlem Aslan Özoğlu´na ait cesetler ardından soruşturmayı derinleştiren ekipler, Özlem Aslan Özoğlu´nun ailesinden 5 kişiyi şüpheli sıfatıyla gözaltına alındılar ve çıkarıldıkları mahmekece tutuklandılar. Şüpheli şahıslar hakkında `Töre Saiki ile Öldürme ve Canavarca Hisle Öldürme´ suçlamalarından Kilis Ağır Ceza Mahkemesi'nde yürütülen davada şüphelilerin evlerinde, işyerlerinde ve araçlarında yapılan aramalarda suç unsuruna rastlanılmaması üzerine tahliye KAÇTILAR, KIRMIZI BÜLTEN ÇIKARILDIAbdullah Aslan ve oğlu Mehmet Fatih Aslan´ın serbest kaldıktan bir süre sonra çeşitli bankalardan konut, ihtiyaç kredisi kullanarak Suriye'ye kaçtıkları belirlendi. Şüpheliler hakkında Interpol aracılığıyla kırmızı bültenle yakalama kararı çıkarıldı. Birkaç yıl daha devam eden soruşturma neticesinde mahkeme tarafından şahısların yakalama kararı, delil yetersizliğinden KAPANACAĞINI DÜŞÜNÜP GERİ DÖNDÜLERYargılama sonucunda dosyanın kapanacağını düşünen baba-oğul , yasadışı yollardan yeniden Türkiye´ye dönüş yaptı. Kilis İl Jandarma Komutanlığı ekipleri şüphelilerin Türkiye´ye girdiği istihbaratına ulaşmasının ardından dava Kilis Ağır Ceza Mahkemesi'nde yeniden açıldı. Ekiplerin yaptıkları detaylı incelemenin ardından olay gecesi cesetlerin olduğu bölgede bulunduğu tespit edilen Abdullah ve Mehmet Fatih Aslan hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Kilis İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şubesi ekipleri ve Jandarma Suç Araştırma Timi ekipleri JASAT yaptıkları araştırmada şüphelilerin Gaziantep´te saklandığını tespit etti. Şüphelilerin saklanabileceği 5 adresi belirleyen ekipler, tüm adresleri takibe aldı. 45 günlük takibi neticesinde şüpheliler saklanmış oldukları apartmanın garaj bölümünden, kaçmaya çalıştıkları esnada dün yakalandı. Gözaltına alınarak Kilis´e getirilen şüpheliler bugün çıkarıldıkları nöbetci mahkemece tutuklanarak cezaevine konuldu. DHADHA-Güvenlik Türkiye-Kilis Reşit ÇELEBİOĞLU2022-08-06 201106 Anadolu Ajansı, DHA, İHA tarafından geçilen tüm Kilis haberleri, bu bölümde editörlerinin hiçbir editoryal müdahalesi olmadan otomatik olarak ajans kanallarından geldiği şekliyle yer almaktadır. Kilis Haberleri alanında yer alan haberlerin hepsinin hukuki muhatabı haberi geçen ajanslardır.
zaman 1500 Etiketler baba, baba bana bir masal anlat, baba hikaye, baba ocağı, baba oğul çatı, baba oğul diyalogları, baba oğul hikayeleri, baba oğul ilişkisi, baba sözler, baba vanga, baba ve oğlu, duygusal Baba ve oğlu.. Adam yorgun bir şekilde eve döndüğünde 5 yaşındaki oğlunu kapıda beklerken buldu. Çocuk babasına, "Baba bir saat içinde ne kadar para kazanıyorsun" diye sordu? Zaten eve yorgun gelen adam, "Bu senin isin değil" diye cevapladı. Bunun üzerine çocuk, "Babacım lütfen, ama lütfen bilmek istiyorum" diye üsteledi. Adam, "ille da bilmek istiyorsan söyleyeyim. 20 Lira" diye cevapladı. Bunun üzerine çocuk , "Peki baba bana 10 milyon borç verir misin ?" diye sordu hemen. Adam iyice sinirlenip, "Benim şuan senin o saçma oyuncaklarına veya benzeri şeylerine ayıracak param yok. Hadi derhal odana git ve kapını kapat" diye bağırdı. Çocuk üzülerek sessizce odasına çıkıp kapıyı kapattı. Adam sinirli sinirli "Bu çocuk nasıl böyle bir şeye cesaret eder." diye düşündü ve aradan bir saat geçtikten sonra adam biraz sakinleşti. Çocuğa parayı neden istediğini bile sormadığını düşündü, belki de gerçekten de çok gerekiyordu. Yukarı çocuğun odasına gitti ve kapıyı açtı, yatağındaki çocuğa, "Uyuyor musun oğlum" diye sordu. Çocuk "hayır" diye cevap verdi. "Al bakalım sana bugün benden istediğin 10 Lira. Sana az önce sert davrandığım için de üzgünüm. Ama yorucu ve uzun bir gün geçirdim" dedi. Çocuk sevinçle ayağı kalktı, "Teşekkürler babacığım" dedi ve yastığının altından diğer buruşuk paraları da çıkardı. Babasının yüzüne baktı ve yavaşça paraları saydı. Bunu gören adam tekrar sinirlenerek, "Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun evladım. Benim, senin o pahallı saçma çocuk oyunlarına ayıracak vaktim yok" diye kızdı. Çocuk “Ama yeterince yoktu” dedi ve paraları babasına yavaşça uzattı; “İşte sana 20 Lira, bir saatini alabilir miyim?”
KEREM AKÇA / keremakca Dizi alışkanlığından kopamaması ve sağcı tavrıyla her zaman eleştirilen Osman Sınav, “Pars Kiraz Operasyonu”nda Hollywood kıvamında aksiyon sahneleriyle sardığı sinema duygusunu burada dolgunluğa taşıyor. “Uzun Hikaye”, Tuğçe Kazaz haricindeki oyuncularından teknik yetkinliğine kadar ülkemizin bir dönemini kavrama zekasıyla anılabilir. Bunda da Osman Sınav’ın Hollywood anlatısını oturtma arzusuyla yanıp tutuşan kimliğinin rolü büyük. 1950-1980 arasında sisteme karşı gelip sosyalist-komünist’ olarak adlandırılan Ali adlı kahramanı izlemek ise günümüzle de bağlar kurulabilecek politik incelemeleri ve tartışmaları beraberinde getirecektir. Ama bunlara paralel olarak onun oğlu ile kurduğu ilişkinin damağımızda “Dedemin İnsanları”nın dede-torun ilişkisi kadar samimi bir tat bıraktığı es geçmemeliyiz. 12 Ekim’de vizyona giren “Uzun Hikaye”, sinema salonlarında meraklısını bekliyor. Ulusal sinema’yla bağı olan bir yönetmenin bir anda muhalif bir eser üretmesi beklenemez. Ancak Osman Sınav’ın yavaş yavaş yükselen Hollywood dekupajı yetisiyle “Uzun Hikaye”de bir bütünlük sağlamasının yanında bürokrasi karşıtı’ bir tarafa da geçtiğini söyleyebiliriz. Bu sayede 1940 ile 1980 arasında filizlenen bu edebiyat uyarlamasını artısıyla eksisiyle bir klasik anlatı malzemesine çevirme becerisini gösterdiği şüphesiz... “1900”ü hatırlatan hikaye yapısı bir kahramanın etrafına yerleştiriliyor Burada içinden komünizmin, sosyalizmin ve sağcılığın geçtiği hikaye yapısı, Bertolucci’nin “1900”ü “Novecento”, 1976 kadar kapsamlı bir sürece sahip gibi görünse de yönetmenin yapmak istediği öyle bir şey değil. Daha ziyade bu dönemlerde baba-oğul ilişkisinde otoriteye karşı gelen ve sosyalist’ ya da komünist’ sıfatlarıyla dışlanan bir aile reisini vurgulamayı hedeflediği söylenebilir. Bu doğrultuda “Uzun Hikaye”nin Schlondörff’ün “Teneke Trampet”i “Die Blechtrommel”, 1979 ile Tornatore’nin “1900 Efsanesi” “La Leggenda del Pianista Sull'oceano”, 1998 ile akrabalık kurması da normal karşılanmalı. Kenan İmirzalıoğlu’nun biraz yakışıklı tavrından arınarak baba’ kimliğine büründüğü bu ilişkide “Dedemin İnsanları”nın 2011 torununun genç hali Ushan Çakır’ın samimi anlatıcı sesi büyük rol oynamış. Çağan Irmak’ın o filmindeki gibi bu kapsamlı süreç, bir insani ilişki’ye çevirilip yerli’ bir ambalaja transfer edilmiş. Bu durum da karşımıza aslında hikaye kurgusuyla gerektiğinde oynarken, tren ve demir yolu ekipmanlarını iyi kullanıp yapma-göçebe ev’i de olabildiğince masalsı ve Tim Burtonesk kılan bir evrene açılmamızı sağlıyor. En azından görünürde ve müzik-görüntü birlikteliğinde bu ruh etrafımızı kaplıyor. Avrupa sineması duygusu yerini popüler sinema algısına bırakıyor. Osman Sınav’ın Hollywood duygusunu en iyi oturttuğu filmi Sınav, dizi alışkanlığını taşıdığı “Deli Yürek Bumerang Cehennemi”nin 2001 ardından “Pars Kiraz Operasyonu”nda 2007 belli sahnelerde yükselen Hollywood ışıltısı’nı burada bir iki dar alana sıkışmış sekans dışında bir dolgunlukla kavrıyor. Bu da “Uzun Hikaye”yi, 126 dakikalık süresinin sıkıntılarına rağmen tanınmayan genç kurgucu ve görüntü yönetmeninin de katkısıyla izlenir bir gerçek hikaye uyarlamasına çeviriyor. Kelimenin tam anlamıyla Sınav’ın bütün olarak en sinemasal işine dönüştürüyor. Mahir Günşıray’dan Mustafa Alabora’ya kadar oyuncuların tamamının karakterleştirilmesi de aslında öykünün son parçasına denk gelen 1970’lerin dış mekan’sız haline çok fazla takılmamamızı sağlıyor. Yönetmenin sinemaskop oranında çekim ölçeklerine ve lenslere hakimiyetin yanında çok yüksek olmayan bütçeyi evin bahçesindeki balonlu serenat sahnesi’ hariç iyi idare etmesinin yanında “Güz Sancısı” 2010 gibi sıfır genel planla hareket etmemesi de takdir edilesi. Zira açılış sekansıyla kapanış sekansı arasında kurduğu özenli bağdan tutun oyuncu yönetimindeki sorunsuzluğa kadar bir detaycılıkla çalıştığı görülebiliyor. Komünistlikle suçlanan karakterin duruşuyla eleştirilebilir Ama filmin dramatik iskeletine bakınca ana karakterin komünizmle bağ kurarken fazla naif kalıp her kitleyi memnun edecek özelliklerle donatıldığını gözlemlemek, tartışmalı bir politik söylemi de harekete geçiriyor. Fakat bu durum Sınav’ın önceki eserlerindeki kör kör parmağım gözüne’ muhafazakar ya da sağcı duruşu akla getirmiyor. Özellikle ailenin vagona girdiği sahnedeki uyum kesmesinden tutun paralel kurgu ve montaj sekans zekasıyla çok fazla tempo yükeltmeden alınan sonuçlara kadar, uzun’ olmasına karşın iyi anlatılan bir hikaye var burada. Ama elbette senaryosal gedikleriyle bazı önemli anları, Hollywood’da da böylesi süreci genişleten projelerde gördüğümüz gibi soru işaretleri’yle geçiyor. Ali’nin sisteme karşı gelen tiplemesiyle oluşturduğu alegorik’ tablo siyasi’ açıdan bir açık kapı bıraksa da, nihayetinde Ali-Mustafa arasındaki ilişkinin samimiyeti ve oradan dökülen komedi, dram ve aşk dengesiyle kalbimize tesir eden bir iş çıkıyor karşımıza. “Uzun Hikaye”, biraz masalsı, biraz gerçekçi, biraz biyografik bir çalışmayı Herkül’ bazından erkek egemen kültür odaklı sinema göndermeleriyle de sararak samimi ve çekici olabiliyor. İkinci bölümde dar alana sıkışan birkaç sahnedeki TV dizisi’ etkisini ve genel plansızlığı saymazsak da yönetmenin dolgunluğuna işaret ediyor. FİLMİN NOTU Künye Uzun Hikaye Yönetmen Osman Sınav Oyuncular Kenan İmirzalıoğlu, Tuğçe Kazaz, Mahir Günşıray, Mustafa Alabora, Mustafa Üstündağ, Cihat Tamer Süre 126 dk. Yapım yılı 2012
baba ve 3 oğul hikayesi