bakara suresi 156 ayet fazileti
bakarasuresi: bakara suresi medine'de inmiştir. 286 ayet, 6210 kelime, 25500 harftir bismillahirrahmanirrahim 1 - elif, lâm, mîm. bakara suresi medine'de inmiştir. 286 ayet, 6210 kelime, 25500 harftir bismillahirrahmanirrahim 1 - elif, lâm, mîm. 156 - onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: "biz allah'a aidiz ve sonunda o
RüşdHak, batıldan (kesin bir biçimde) ayrılmıştır. Her kim (reddetmek, tekfir etmek, teberrî etmek suretiyle) tağutu inkâr eder ve Allah’a iman ederse kopması olmayan sapasağlam kulp (olan Kelime-i Tevhid’e) tutunmuş (ve İslam dinine girmiş) olur. Allah (işiten ve dualara icabet eden) Semi’, (her şeyi bilen) Alîm’dir.
156 Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: "Biz Allah'a aidiz ve sonunda O'na döneceğiz." derler. 157- İşte onlar var ya, Rablerinden, mağfiretler ve rahmet onlaradır. İşte hidayete erenler de onlardır. 158- Gerçekten Safâ ile Merve Allah'ın alâmetlerindendir.
BakaraSûresi(2) 22. Ayet. Önceki Ayet. 22 / 286 . Sonraki Ayet . Bakara Sûresi Hakkında. Bakara Sûresi. Kapat Hakkında. Bakara sûresi 286 ayettir. Medine’de on senelik bir müddet içinde peyderpey nâzil olmuştur. Mushaf tertîbine göre 2, nüzûl sırasına göre 87. sûredir. İsmini, 67 ile 71. âyetler arasında bahsedilen
Kuran’dan Mesajlar: Âl-i İmrân Suresi 159. Ayet Konusu ve alt başlıkları M Emin Ay - Bakara süresi 152-157 ) Kur’an’dan Mesajlar: Âl-i İmrân Suresi 159. Ayet . Ders Tefsir Dersi 84 (Âl i İmrân Sûresi 156-160. Ayetler)
Les Sites De Rencontres Qui Marchent Le Mieux. "Ellezine izâ esâbethum musubetun , kâlû İNNA lillahi ve İNNA ileyhi raciun..." Suresi 156... onlar kii , kendilerine bir musubet isabet ettiği zaman , BİZ muhakkakki Allah içiniz ve muhakkak O'na döneceğiz derler. Her türlü musibet anında şifre kötü bir olayın , olumsuz enerjisini kırar ve kaldırır , sonuç itibarıylada hayırlara tebdil eder... ONDAN GELDİK , ONA DÖNECEĞİZ... İlahi fermanı , iyileştirici kozmik ilaç gibi gelir yaraları sarar.. Şehitlerimiz ölümsüzlüğe uçtukları gibi , ayrıca ruhları itibarıylada yeryüzünde özgür dolaşma serbestisi kazandılar... onlara ölüler demeyin, diyen bir sonsuzluk mesajı ile muhatabız.... Eyy Rabbim , sadece bu hain taşeron maşaları değil , asıl onları kullanan , ana kaynaklarada fırsat verme ...... Kaynak Alıntı
Bakara Sûresi 155-157. Ayet Tefsiri Hakkında Konusu Nuzül Fazileti Bakara Sûresi Hakkında Bakara sûresi 286 ayettir. Medine’de on senelik bir müddet içinde peyderpey nâzil olmuştur. Mushaf tertîbine göre 2, nüzûl sırasına göre 87. sûredir. İsmini, 67 ile 71. âyetler arasında bahsedilen, İsrâiloğulları’nın sığır kurban etmeleri kıssasından almıştır. Sûreye, içinde Âyetü’l-Kürsî bulunduğundan اَلْكُرْسِيُّ Kürsî, Kur’ân’ın zirvesi olduğu için سَنَامُ الْقُرْاٰنِ Senâmu’l-Kur’ân, hidâyet nûrunun parlaklığı sebebiyle de اَلزَّهْرٰي Zehrâ ismi verilmiştir. Kur’ân-ı Kerîm’in en uzun sûresidir. Bu hâliyle sûre, Kur’ân’ın geniş bir özeti “Bu sûre, neredeyse dînin tamamını ihtivâ eder” buyurmuştur. Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’ân 2/2876 Bakara Sûresi Konusu Sûrede bahsedilen temel konulardan bir kısmını şöyle sıralayabiliriz Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen hak bir kitap olduğu, Tevhîd, nübüvvet ve âhiret gibi îman esaslarının delillerle beyân edilmesi, Mü’min, kâfir ve münafıkların vasıfları, Hz. Âdem’in diğer yaratıklar arasındaki konumunun belirlenmesi, şeytanla imtihanı ve cennetten indirilmesi, İsrâiloğulları’nın tarih içindeki durumları, Kur’an’a ve Peygamberimize karşı tavırları, hidâyete davet edilmeleri, yanlış itikad ve davranışlarının tashihi, Ka’be’nin inşâsı ve kıblenin Mescid-i Aksâ’dan Mescid-i Harâm’a çevrilmesi, Müslüman şahsiyetin inşası ve İslâm toplumunun teşekkülü için Namaz, oruç, zekât, hac ve cihad gibi ibâdetlerle ilgili hükümlerin; adâlet, ahde vefâ ve infak gibi ictimâî hayata dair esaslar ile âile hukûku, devletler arası ilişkiler, iktisadî ve siyâsî düzenlemelerin getirilmesi, Ferd ve cemiyeti bozulup dağılmaktan korumak için sihir, içki, kumar ve faiz gibi yasaklara dikkat çekilmesi, Allah’ın birliğini, her şeye kâdir olduğunu ve ölüleri diriltip hesap soracağını çeşitli misallerle ortaya koyarak insanları îman ve itaate çağırması, Kulluğun özü olan ve mü’mini Rabbine bağlayan bazı duaların öğretilmesi. Hâsılı dikkatle incelendiğinde Bakara sûresinin, ihtiva ettiği hükümler, konular ve maksatlar itibariyle muazzam bir insicama, belirli ve düzenli bir plana sahip olduğu görülür. İlk âyetlerde sûrede incelenecek olan konuların ana hatları verilmekte, daha sonraki bölümlerde ise her konu sûre bütünlüğü içinde en uygun yerini almaktadır. Sûre, hidâyeti kabul eden kulun, emredilen hükümleri yerine getirme hususunda Rabbinden kolaylık talebiyle sona ermektedir. Muhtelif konular ele alınmakla birlikte sûrenin esas hedefi, Kur’an’ın hidâyetini gerçekleştirmek ve bundan âzamî istifadeyi sağlamaktır. Sûre boyunca devamlı bu hedef gözetilmiş ve sûrenin başı ile sonu o hedefte birleşmiştir.[1] [1] Sûrenin bu açıdan büyük bir vukûfiyetle ele alınmasına örnek olarak bk. Drâz, en-Nebeü’l-azîm, s. 163-211; En Mühim Mesaj Kur’ân, s. 195-299. Bakara Sûresi Nuzül Sebebi Mushafta ikinci, nüzûl sıralamasında 87. sûredir, Medine’de nâzil olmuştur. Kur’an’ın en uzun sûresidir. Tamamının bir nüzûl sebebi olmamakla birlikte birçok âyeti için özel iniş sebepleri vardır. O âyetler açıklanırken nüzûl sebepleri hakkında da bilgi verilecektir. Bakara Sûresi Fazileti Ele aldığı mevzulara bakıldığında Bakara sûresinin çok önemli, faziletli ve büyük bir sûre olduğu görülür. Peygamber Efendimiz’in “Kur’an âyetlerinin efendisi ve en büyüğü” Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 142, 178 olarak beyân ettiği Âyetü’l-Kürsî de bu sûrede yer almaktadır. Sûrenin faziletini beyân eden pek çok rivayet nakledilir. Bunların birkaçı şöyledir › “Kur’an’dan uzak kalarak evlerinizi kabirlere çevirmeyin. Şunu bilin ki şeytan, içinde Bakara sûresi okunan evden ürküp kaçar.” Müslim, Müsâfirîn 212 › “Kur’an’ı okuyun; çünkü o, kıyamet gününde kendisiyle hemhâl olanlara şefaatçi olarak gelecektir. Zehrâvân’ı yani Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerini okuyun;[1] çünkü onlar, kıyamet gününde iki büyük bulut veya iki gölgelik ya da iki kuş sürüsü hâlinde gelerek kendilerini okuyanları savunacak ve koruyacaklardır. Bakara sûresini okuyun; çünkü ona sarılmak bereket, terketmek ise hasret ve pişmanlıktır; ona sihirbazların gücü yetmez.” Müslim, Müsâfirîn 252 › “Bakara sûresinin sonundaki iki âyeti her kim gece vakti okursa bu iki âyet o gece ona yeter.” Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 10 › Sahâbeden Üseyd b. Hudayr bir gece Bakara sûresini okuyordu. Atı da yanında bağlı bulunuyordu. Derken at ürküp hırçınlaşmaya başladı. Üseyd okumayı kesince at da sâkinleşti. Tekrar okumaya başlayınca at yine tedirgin bir şekilde ileri geri gitmeye başladı. Üseyd susunca at da sâkinleşti. Bu durum iki kez daha tekerrür etti. Oğlu Yahyâ ata yakın bir yerde bulunuyordu. Atın çocuğa bir zarar vermesinden korktu ve onu bulunduğu yerden yanına çekti. Bu sırada başını kaldırıp gökyüzüne baktığında buluta benzer bir şey içinde kandiller misali ışıklar gördü. Bunlar yavaş yavaş yükselerek nihayet gözden kayboldu. Sabah olunca durumu Resûlullah anlattı… Efendimiz şöyle buyurdu › “Onlar seni dinlemeye gelen meleklerdi. Eğer okumaya devam etseydin sabah olunca onları herkes görecekti, kendilerini halktan gizlemeyeceklerdi.” Buhârî, Fezâilü’l-Kur’ân 15; Müslim, Müsafirin 242 Bu ve benzeri rivayetlerden de anlaşılacağı üzere Bakara sûresi, hem evlerimizi hem de gönüllerimizi mânen îmâr edecek, okuyanı âdeta maddî mânevî şerlerden muhâfaza ederek onu meleklerle beraberliğe yükseltecek bir fazilet ve şerefi hâizdir. Şimdi, bütün mâna, hikmet ve sırlarından kalbe yansıyan miktarıyla o sûrenin tefsiri başlamaktadır [1] Bakara ve Âl-i İmrân sûrelerine, hidâyet nûrlarının parlaklığı ve okuyanlara verilecek ecrin büyüklüğü sebebiyle, اَلزَّهْرَاوَانِ Zehrâvân ismi verilmiştir. وَلَنَبْلُوَنَّكُمْ بِشَيْءٍ مِنَ الْخَوْفِ وَالْجُوعِ وَنَقْصٍ مِنَ الْاَمْوَالِ وَالْاَنْفُسِ وَالثَّمَرَاتِۜ وَبَشِّرِ الصَّابِر۪ينَۙ ﴿١٥٥﴾ اَلَّذ۪ينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُص۪يبَةٌۙ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَۜ ﴿١٥٦﴾ اُو۬لٰٓئِكَ عَلَيْهِمْ صَلَوَاتٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَرَحْمَةٌ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُهْتَدُونَ ﴿١٥٧﴾ Karşılaştır 155 Sizi mutlaka biraz korku ve açlık ile; biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden noksanlaştırmak sûretiyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! Karşılaştır 156 Onlar ki, kendilerine bir musibet dokunduğu zaman “Bizim bütün varlığımız Allah’ındır ve biz ancak O’na dönüyoruz” derler. Karşılaştır 157 İşte bunlar, Rablerinin bol mağfiret ve rahmetine ulaşanlardır. Doğru yolu bulanlar da ancak onlardır. TEFSİR Her insanın imtihana tabi tutulacağı hâdiseler olacaktır. Açlık ve korku; mal, can ve mahsullerin noksanlaşması gibi hususlar bunların başında gelmektedir. Rabbimiz bu yolla, belâya sabredip kadere rızâ gösterenlerle göstermeyenleri birbirinden ayırmaktadır. Çünkü belâlar, iyilerle kötüleri ayırmada ve insanların kıymetlerini belirlemede önemli bir ölçüdür. Bunlara sabredenler imtihanı kazanacak, sabredemeyenler ise kaybedeceklerdir. Bu sebeple ayetin sonunda “Sabredenleri müjdele!” buyurmaktadır. Onlar, Allah’tan geldiklerinin, yine Allah’a döneceklerinin şuurunda olan ve bütün varlıklarının Allah’a ait olduğunu bilen akl-i selim sahibi kimselerdir. Onlara büyük müjdeler vardır. Allah Rasulü şöyle buyurmaktadır “Mü’mine herhangi bir yorgunluk, çaresiz bir hastalık, bir keder, bir eziyet veya gam isabet etse hatta bir diken batsa mutlaka bu sebeple Allah onun hatalarını bağışlar.” Buhârî, Merdâ 1Musîbete uğrayan kişinin, “Bizim bütün varlığımız Allah’ındır ve biz ancak O’na dönüyoruz” Bakara 2/156 demesinde pek çok fayda ve hikmet bulunmaktadır Bu sözü söylemekle meşgul olmak o anda insanın ağzından uygunsuz birtakım sözlerin çıkmasını engeller. Belâya uğrayan kişinin kalbi tesellî bulur ve üzüntüsü azalır. Şeytanın o kişiye uygunsuz söz söyletme arzusu kesilir. Bu sözü duyanlar, aynı şeyi tekrar ederek ona uyarlar. Diliyle bunu söyleyenin kalbine güzel düşünceler ve Allah’ın kazâ ve kaderine teslimiyet arzûsu gelir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulur“Belâya uğrayan bir kulاِنَّا لِلّٰهِ وَاِنّاَۤ اِلَيْهِ رَاجِعُونَ. اَللّٰهُمَّ أَجِرْن۪ي ف۪ي مُص۪يبَت۪ي وَأخْلُفْ لي۪ خَيراً منهاBizim bütün varlığımız Allah’ındır ve biz ancak O’na dönüyoruz. Ya Rabbi bu musîbet sebebiyle bana ecir ver ve bana aldığından daha hayırlısını bağışla» derse, Allah onu bu vesileyle mükâfâtlandırır ve ona daha hayırlısını verir.” Müslim, Cenâiz 4Bu sebeple Allah dostlarından Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri şöyle der“Alan sensin veren sensin kılan senNe verdinse odur dahi nemiz var!”Son olarak 157. âyet-i kerîme ise sabredenlere müjdelenen ilâhî ihsanları, bağış, rahmet ve bereketi haber vermektedir. Onlara Rableri katından bol bol mağfiretler, bağışlanmalar, övgü ve senâlar vardır. “Salavât” kelimesinin çoğul gelmesi bu mânaları ifade eder. Yine onlara Rableri katından büyük ve kesintisiz bir rahmet vardır. Allah onlara dünya ve âhirette faydalı ve sevindirici nimetler ihsan edecek ve hususiyle âhirette onları her türlü zarardan koruyacaktır. Hidâyete erenler de ancak onlardır. Onlar, Allah’a teslimiyet ve kadere rızâ göstermek suretiyle en doğru yolu ne güzel söyler“Iztırâb-ı hâl bâdî-î sükûnet olduğuTıfl iken mâlûmum oldu cünbüş-î gehvâreden.” Ârif“İnsanoğlu her ıstırap verici durumdan hemen şikâyet etmemelidir. Çünkü bu haller bazan insana kalp huzuru verecek imkanlar sağlayabilir. Ben bunu, daha küçücük çocukken ve beşikte sallanırken anladım. Önce beşiğin sallanması biraz başımı döndürür gibi oldu ama, sonra rahat ve sâkin uykulara daldığımı da inkâr edemem.”Önceki ayetlerde insanı kemale erdirecek ve ilâhî yardımı celbedip kâfirlerle mücadele azmini kuvvetlendirecek “sabır” ve “namaz” gibi iki mühim mânevî silaha sarılmanın lüzumundan bahsedildi. Aşağıdaki ayette ise insanın bu yüksek değerlerden uzaklaşmaması için iç âleminde nefis denilen düşman ile de mücadelenin ihmal edilmemesine işaret buyrulmakta; bunun için sabır ve namazın yanında hac, umre, tavaf ve sa’y gibi nefis tezkiyesine matuf ibâdetlere de önem verilmesi gerektiği hatırlatılmaktadır. Bu ayetle aynı zamanda yakın bir tarihte Mekke’nin fethedilip Kâbe’nin putlardan temizleneceği ve İslâm fetihlerinin genişleyeceği müjdesi verilmektedir Kaynak Ömer Çelik Tefsiri
286 âyetlik ve tam 50 sayfalık bir Kur’ân suresidir. Önce bir şifre ile başlar sûre Elif lâm mîm… Sûrenin sonu ise dua ile biter. İşte Bakara Suresi’nin faziletleri Hem şifalı hem de koruyucu bir sûre 286 âyetlik ve tam 50 sayfalık bir Kur’ân suresidir Bakara Sûresi. Önce bir şifre ile başlar sûre Elif lâm mîm… Sûrenin sonu ise Rabbenâ/Ey Rabbimiz dualarıyla biter. Bu şifre mi duayı açıklıyor, yoksa dua mı şifreyi açıyor, bilinmez. Bildiğimiz bir şey varsa, o da sûrenin Peygamberimizin gözündeki ve gönlündeki yeri ve derecesi… Öyle ki Kur’ân’ın en uzun sûresi olan Bakara Sûresi hem dünyanın hazinesidir, hem de cennetin… Hem dünya şerlerinden korur insanı hem de âhiret tehlikelerinden… Hem bize yetiyor her şeyiyle hem de ailemize, çoluk çocuğumuza… Medenî bir sûredir Bakara Sûresi. Medine-i Münevvere’de nazil olmuş, kıyamete kadar gelecek olan insanlara medeniyet dersi vermiş, insanca yaşamanın sırlarını göstermiştir. Dünya huzuru mu istersiniz, âhiret saadeti mi; hepsi, doyasıya, bütünüyle sûrenin başından sonuna kadar ince ince anlatılmış, bildirilmiş. Bütün bir insanlığın kurtuluş yolları bazısı yarım sayfayı, bir sayfayı bulan âyetlerle anlatılmış… Meşhur tefsir âlimi İbnu Arabî der ki “Üstatlarımızın bazılarından şöyle duydum Bakara Sûresi’nde bin emir, bin nehiy/yasaklama, bin hüküm ve bin haber/bilgi vardır. Abdullah bin Ömer bu sûre üzerinde sekiz sene ders vermiştir.” Muhtevası, içeriği, derinliği ve gizemi bu kadar geniş olan Bakara Sûresi’ni Sevgili Peygamberimiz çok metheder, çok över, çok sena eder. Peş peşe okuyacağımız şu üç hadis gözümüz gibi koruduğumuz evimizi, yuvamızı, mahremiyetimizi ne yaparsak koruma altına alacağımızı gösterir. “Evlerinizde Bakara Sûresi’ni okuyun. Çünkü Bakara Sûresi’nin okunduğu eve şeytan girmez.” “Evlerinizi mezar yapmayın. Orada namaz kılın. Şüphesiz şeytan, Bakara Sûresi’nin okunduğunu işittiği evden kaçar.” “Her şeyin bir zirvesi vardır. Kur’ân’ın da zirvesi Bakara Sûresi’dir. Bu sûreyi gündüz okuyan kimsenin evine üç gün şeytan girmez. Geceleyin okuyanın evine de üç gece giremez.” Bir eve şeytan giremezse, başını kapıdan içeri bile sokamazsa, o evde bir tartışma, bir huzursuzluk, bir kavga, bir bereketsizlik, bir geçimsizlik olur mu? Çünkü saydığımız bütün bu tersliklerin sebebi şeytandan başkası değildir. Şeytanın defedilip içeri alınmamasıyla kalmıyor mesele, bir de cennet tacı giydiriliyor sûreyi okuyanlara… “Kim Bakara Sûresi’ni okursa kendisine cennette bir taç giydirilir.” *** Bakara Sûresi’nin son iki âyeti ise daha muhteşemdir, daha muazzamdır; bir o kadar şifa kaynağıdır ve dopdolu bir müjdeleri Efendimizin mübarek lisanından öğreniyoruz “Kur’ân’dan iki âyet vardır ki, onlar şifadır, onları Allah sever. Bunlar, Bakara’nın son iki âyetidir.” Aynı zamanda Peygamberimize bir Miraç hediyesi olan, bizim “Amenerrasûlü” olarak bildiğimiz ve her yatsı namazından sonra okuduğumuz bu iki âyeti Peygamberimiz şu sözleriyle metheder “Allah Bakara Sûresi’ni iki âyetle tamamladı ve onları Arş-ı Ala’nın altındaki hazinesinden ihsan etti. Onu öğrenin ve çoluk çocuğunuza öğretin. Çünkü o namazdır, Kur’ân’dır ve duadır.” “Allah, gökleri ve yeri yaratmadan iki bin sene önce bir kitap yazdı. Bu kitaptan Bakara Sûresi’nin sonundaki iki âyeti indirdi. Bu âyetleri evinde okumayan kimseye peş peşe üç gün şeytan musallat olur.”Bakara Suresi Fazileti ile ilgili bu madde bir taslaktır. Madde içeriğini geliştirerek Herkese açık dizin kaynağımıza katkıda bulunabilirsiniz.
Meal Ayet Arapça يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِي الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُواۚ لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ Türkçe Okunuşu * Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tekûnû kelleżîne keferû ve kâlû li-iḣvânihim iżâ darabû fî-l-ardi ev kânû ġuzzen lev kânû indenâ mâ mâtû vemâ kutilû liyec’alaAllâhu żâlike hasraten fî kulûbihimk vaAllâhu yuhyî veyumîtuk vaAllâhu bimâ ta’melûne basîrun 1. Ömer Çelik Meali Ey iman edenler! Sizler, seferde iken ölen veya savaşırken şehit düşen kardeşleri hakkında “Eğer yanımızda kalsalardı ne ölür, ne de öldürülürlerdi” diyen kâfirler gibi olmayın! Allah, böylesi duyguları o kâfirlerin kalbinde bir pişmanlık ve üzüntü haline getirecektir. Oysa hayat veren de öldüren de Allah’tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görmektedir. 2. Diyanet Vakfı Meali Ey iman edenler! Sizler, inkâr edenler ve yeryüzünde sefere çıkan veya savaşan kardeşleri hakkında Eğer bizim yanımızda kalsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi» diyenler gibi olmayın. Allah bu kanaatı onların kalplerine kaybettikleri yakınları için onulmaz bir hasret yarası olarak koydu. Canı veren de alan da Allah'tır. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görür. 3. Diyanet İşleri Eski Meali Ey İnananlar! Yolculuğa çıkan veya savaşa giden kardeşleri hakkında "Onlar yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi" diyen inkarcılar gibi olmayın ki, Allah bunu onların kalblerinde bir hasret olarak bıraksın. Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah işlediklerinizi görür. 4. Diyanet İşleri Yeni Meali Ey iman edenler! Kardeşleri sefere veya savaşa çıktığında onlar hakkında, “Onlar bizim yanımızda olsalardı, ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi” diyen inkârcılar gibi olmayın. Allah, bunu bu düşünceyi onların kalplerine bir hasret yarası olarak koydu. Allah, yaşatır ve öldürür. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. 5. Elmalılı Hamdi Yazır Meali Ey iman edenler! Sizler inkâr edenler ve yeryüzünde sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için "Eğer bizim yanımızda olsalardı ölmezlerdi ve öldürülmezlerdi." diyenler gibi olmayın. Allah bunu, onların kalplerine bir hasret yarası olarak koydu. Allah, diriltir ve öldürür. Allah yaptıklarınızı görmektedir. 6. Elmalılı Meali Orjinal Meali ey o bütün iyman edenler! Sakın şunlar gibi olmayın ki küfrettiler de ıhvanları Arzda bir siyahat ettikleri veya gazaya gittikleri vakit haklarında şöyle dediler yanımızda olsalar ne ölürlerdi ne katlonurlardı» Allah bunu kalblerinde bir hasret olarak bıraksın diye, halbuki hayatı veren de Allah mematı veren de, ve Allah her ne yaparsanız görüb duruyor 7. Hasan Basri Çantay Meali Ey îman edenler, siz, o küfredib de yer yüzünde seyaahat ve seferde, yahud gazada bulundukları zaman ölen kardeşleri hakkında Bizim nezdimizde olsalardı ölmezler, öldürülmezlerdi» diyenler gibi olmayın. Allah bunu onların yüreklerinde akıbet, dağ-ı derun yapdı. Allah hem diriltir, hem öldürür. Allah ne yaparsanız, hakkıyla görendir. 8. Hayrat Neşriyat Meali Ey îmân edenler! İnkâr eden ve kardeşleri hakkında yeryüzünde yolculuğa çıktıkları veya gaziler oldukları savaşa gittikleri zaman “Eğer yanımızda olsalardı ne ölürler, ne de öldürülürlerdi!” diyenler gibi olmayın ki, Allah bunu bu sözü onların kalblerinde bir hasret ve pişmanlık kılsın! Çünki hayâtı veren de öldüren de ancak Allah'dır. Allah ise,yapmakta olduklarınızı hakkıyla görendir. 9. Ali Fikri Yavuz Meali Ey iman edenler! Kardeşleri yeryüzünde dolaştığı veya bir savaşta bulundukları zaman, haklarında şöyle söyleyen kâfirler gibi olmayın “- Bizim yanımızda olsalardı, ölmezler ve öldürülmezlerdi.” Allah onların bu söz ve inançlarını kalblerinde bir keder ve hasret olsun diye bıraktı. Halbuki Allah dilediğini yaşatır, dilediğini de öldürür. Allah, yapmakta olduğunuz şeyleri bilendir. 10. Ömer Nasuhi Bilmen Meali Ey imân edenler! Kâfir olanlar ve kardeşleri için sefere çıktıkları veya gaziler oldukları zaman, Eğer onlar bizim yanımızda olsalar idi ne ölürlerdi ve ne de öldürürlerdi,» diyenler gibi olmayınız. Allah Teâlâ onu kalblerinde bir haslet kılmak için yapmıştır. Halbuki Allah Teâlâ yaşatır, öldürür ve Allah Teâlâ yaptığınız şeyleri hakkıyla görücüdür. 11. Ümit Şimşek Meali Ey iman edenler! Sefere veya savaşa çıkan kardeşleri için “Bizim yanımızda olsalardı ölmez yahut öldürülmezlerdi” diyen kâfirler gibi olmayın. Allah bunu onların yüreklerine bir hasret olarak yerleştirdi. Yaşatan da Allah'tır, öldüren de. Allah sizin yaptıklarınızı da görmektedir. 12. Yusuf Ali English Meali O ye who believe! Be not like the Unbelievers, who say of their brethren, when they are travelling through the Earth or engaged in fighting "If they had stayed with us, they would not have died, or been slain." This that Allah may make it a cause of sighs and regrets in their hearts. It is Allah that gives Life and Death, and Allah sees well all that ye do. Sadece meal okumak ile Kur'ân-ı Kerim'in bir çok âyetinin anlaşılması mümkün değildir. Mutlaka bir tefsire başvurulması gerekir. Âl-i İmrân Sûresi 156. ayetinin tefsiri için tıklayınız * Türkçe okunuşlarından Kur'an-ı Kerim okumak uygun görülmemektedir. Ayetler Türkçe olarak arandıkları için sitemize eklenmiştir.
Medine döneminde nazil olan Bakara suresi, Kuran’ın en uzun süresi olarak bilinir. Kuran’ı Kerim’in ikinci suresi olan Bakara, 286 ayetten oluşmuştur. Bu sure ismini, 67-73 ayetleri arasında yer alan Sığır’ anlamına gelen bakara kelimesinden almıştır. Bakara suresinin 156. ayeti ise Müslümanlar için önemlidir. Bakara Suresi 156. Ayet- Bakara Suresi 156. Ayeti Okunuşu ve Anlamı başlıklı bu yazımızda detaylı bilgilere yer verdik. Bakara suresi, Kuran'ın kısa özeti olarak bilinen ve içerisinde birçok konunun işlendiği önemli bir suredir. Medine döneminde hicretten sonra vahyedilen bu önemli sure on yıla yakın bir zamanda tamamlanmıştır. Sığır anlamına gelen 'bakara' ismi, Musa döneminde İsrailoğullarının ineğe tapma inancıyla ve peygamberin bu inancı yok etmesiyle ilgilidir. Bakara suresi İslam alemi için çok faziletlidir. Bu surenin 156. ayeti ise herhangi bir musibete karşı okunur ve koşulsuz şekilde Allah'a teslimiyeti içerir. Bu sebeple söz konusu ayetin okunuşu ve anlamı merak edilmektedir. Bakara Suresi 156. Ayeti Arapça Okunuşu اَلَّذٖينَ اِذَٓا اَصَابَتْهُمْ مُصٖيبَةٌۙ قَالُٓوا اِنَّا لِلّٰهِ وَاِنَّٓا اِلَيْهِ رَاجِعُونَؕ Bakara Suresi 156. Ayeti Türkçe Okunuşu Elleżîne iżâ esâbet-hum musîbetun kâlû innâ liAllâhi ve-innâ ileyhi râci'ûne Bakara Suresi 156. Ayeti Anlamı Onlar, başlarına bir musibet geldiğinde, 'Doğrusu biz Allah'a aidiz ve kuşkusuz O'na döneceğiz" derler. Bakara Suresi 156. Ayeti Tefsiri Bakara suresinin 155-157. ayetleri içerisinde bu ayeti de kapsayan bir tefsir söz konusudur; Müslümanlar Mekke'den Medine'ye göç ederek müşriklerin saldırılarından kısmen kurtulmuşlardı. Bununla birlikte hicretin ilk yıllarında hâlâ kaygı ve korkuları vardı; yeni vatanları olan Medine de putperestlerin tehdidi altındaydı. Nitekim kısa zaman sonra çatışmalar başladı. Bu arada müslümanlar ağır maddî sıkıntı çekiyorlardı; hicret edenler mallarını geride bırakmışlardı; çatışmalarda da mal ve can kaybına uğruyorlardı. İmkânlarını kardeşçe paylaşmalarına rağmen –Peygamber ailesi de dahil olmak üzere– çok zaman günlerce karınlarını doyuramıyorlardı. Âyette özellikle Medine döneminin ilk yıllarındaki bu sıkıntılara işaret edilmekle beraber, genel anlamda Allah'ın insanları bu tür sıkıntılarla imtihan etmesi her zaman mümkün olduğundan, âyetin anlamı ve amacı da mutlak ve geneldir. Buna göre Allah müslümanları o zaman denemiştir, dilediği her zaman da dener. Allah'a dayanıp sıkıntıları altında ezilmeyenler hem dinî hem de dünyevî bakımdan hep kazanmışlardır; bu Allah'ın yasasıdır. Onun için 155. âyetin sonunda "Sabredenleri müjdele" buyurularak yeniden sabra vurgu yapılmış; 156. âyette bu sabrın imanla ve teslimiyetle bütünleşmiş bir sabır olduğu özellikle belirtilmiştir. Bu âyetler bir yandan Hz. Peygamber'le ona inanan ilk müslümanların sahip oldukları kesin imanla yüksek ahlâkı ve üstün moral gücünü yansıtmakta; bir yandan da örnek müslümanın karakteristik yapısını tanımlamaktadır. Bu yapının temel taşı Allah'a sarsılmaz iman, güven ve teslimiyettir; sadece Allah'a ait olduğumuzun ve en sonunda O'na döneceğimizin bilinci içinde, başarı ve kurtuluşu da yalnız Allah'tan beklemek, bu imanın bir ürünü olarak Allah karşısında her zaman ümitli ve iyimser olmak, düşmanlar karşısında da onurlu ve kişilikli olmaktır. Meâlinde "lutuflar" şeklinde çevirdiğimiz 157. âyetteki salavât kelimesi salâtın çoğuludur. Tefsirlerde salât çoğunlukla "mağfiret" bağış kelimesiyle açıklanmıştır. Fahreddin er-Râzî ise bu âyetteki salât ve rahmet kelimelerini şöyle açıklar "Salât Allah'tan olunca senâ, medih övgü ve yüceltme anlamına gelir; rahmet ise Allah'ın verdiği ve vereceği nimetlerdir" IV, 155. Buna göre âyet, Hz. Peygamber ve müslümanların yaptığı gibi hayatın türlü zorluklarına karşı koyan; özellikle inançlarını, vatanlarını ve diğer yüksek değerlerini koruma uğruna karşılaştıkları sıkıntılara sabır ve metanetle direnen; Allah'a olan inançlarını, güven ve teslimiyetlerini, iyimserliklerini, sabır ve metanetlerini her zaman koruyan yüksek karakterli müminler için, daha yücesi düşünülemeyecek güzellikte bir iltifattır. Çünkü burada müminlere övgülerde bulunup onların hidayette olduklarını bildiren bizzat Allah'tır. Bir mümin için bundan daha büyük bir lutuf ve şeref düşünülemez. Kaynak Kur'an Yolu Tefsiri Cilt 1 Sayfa 241-242
bakara suresi 156 ayet fazileti