babanın duası neden kabul olur

Herkesinde bildiği gibi domuz yağı büyüsü rengi kahveye kaçan çirkin bir renktedir. Cevap duam neden kabul olmuyor diyenlere!!! nur1986 duam kabul oldu Allahım beni sevmiyormu düşüncesine asla girmeyelim onu satırları bir dua kitabında yazıyordu ve bende paylaşmak istedim diğer satırlarındada şu yazıryordu bazı insanlar dua eder ve duaları kabul olduğunda dua etmeyi bırakır ve şükretmezler çünkü artık istedikleri olmuştur aslında bu bir AnneBaba Duası; Elbette bu dünyada yapıp ettiklerimizin bir karşılığı olacaktır. Bu bizim bu dünyadaki yaşamımızı anlamlı ve güzel kılar. İnsanoğlu her zaman kendini kontrol edildiğini bildiğinde daha dikkatli ve bilinçli yaşar. Aynı zamanda başına gelen olumsuzluklarda mücadele etmesi daha kolay olur. 100kere: Salevat-ı şerife, okunur. Mevlid Kandilinde Yapılması Gereken İbadetler. – Tövbe etmeliyiz; Bugüne kadar bilerek ya da bilmeyerek işlediğimiz günahlardan ötürü tövbe etmeliyiz. – Salat-ü Selem okumak; Peygamberimiz Efendimiz için hiç olmazsa bir tesbih salat-ü selam okunması gerekmektedir. hayranlıklaona bakardı.Bir gün:”Baba,Ali’nın yüzüne neden o kadar bakiyorsun,onu hayranlıkla seyrediyorsun?” diye sordum.”Kızım, Resulullah’ın (s.a.v.) Ali’nin simasıni seyretmenin ibadet olduğunu buyurduğunu kendi kulağımla duydum.”dedi. Ayni konuda diğer Ehlisünnet eserlerinde 20’ye yakın rivayet vardır. Les Sites De Rencontres Qui Marchent Le Mieux. Halil Kılıç Din İşleri Yüksek Kurulu Uzmanı Sosyal bir varlık olarak insanın olmazsa olmaz özelliklerinden olan iletişimin üç boyutu vardır Kişinin kendisiyle olan iletişimi, diğer mahlûkatla olan iletişimi ve Yaradan’la olan iletişimi. Bu boyutlardan her biri önemli olmakla birlikte Yaradan’la olan iletişimin ayrı bir yerinin ve ehemmiyetinin olduğunda şüphe yoktur. Bu iletişin en temel unsuru, ibadetin özü olan duadır Tirmizî, Deavât, 1. Dua ile insan, her türlü ihtiyacını, dert ve sıkıntısını Yüce Allah’a arz ederek hem kulluğun en önemli gereğini yerine getirmiş hem de istenecek en yüce makamdan istemiş olur. Dua, sonsuz güç ve kudret sahibi olan âlemlerin Rabbinin insana yakın olduğunu hissettiren bir ibadettir. Bundan dolayı Yüce Allah, Kur’an-ı Kerim’de kullarının kendisine yönelip dua etmelerini istemiş ve şöyle buyurmuştur “Kullarım, beni senden sorarlarsa, bilsinler ki, gerçekten ben onlara çok yakınım. Bana dua edince, dua edenin duasına icabet ederim. O hâlde, doğru yolu bulmaları için benim davetime uysunlar, bana iman etsinler.” Bakara, 2/186 İnsanın psikolojik durumu ve içinde bulunduğu şartlar, Allah’a yönelişini arttırmakta; dert, sıkıntı ve taleplerini O’na daha içten bir şekilde arz etmesine vesile olmaktadır. Kulun bu samimi ve halisane yönelişi, Yüce Allah’ı hoşnut etmekte ve bu yöneliş onun duasının müstecâb olmasını sağlamaktadır. İşte yukarıdaki hadiste zikri geçen üç grup insanın yapacağı duaların müstecâb olmasının nedeni de bu hâllerde yapılan duaların samimi ve içten olmasıdır. Hadiste duasının müstecâb olduğu zikredilen üç sınıftan ilki mazlumdur. Mazlum; baskı ve zulüm altında ezilen, haksızlığa uğrayan, hakkı gasp edilen kişi demektir. Uğradığı haksızlık karşısında yapacak bir şeyi kalmayan mazlum kişi, Yüce Allah’a hâlini açar ve kendisine zulmeden, haksızlık yapan kişiyi tabir-i caizse Allah’a şikâyet eder. Yüce Allah da kendisine canıgönülden sığınan bu kulunu geri çevirmez ve duasına icabet eder. Hadiste zikri geçen ikinci grup ise yolcu olan kişilerdir. Yolculuk ile kişi, vatanından ayrılarak gurbete gider, pek çok meşakkate katlanır, yorgunluk, uykusuzluk gibi insanın acziyetini ortaya çıkaran hâllere maruz kalır. Böyle bir hâlde iken Müslüman bu acziyetini itiraf ederek Yüce Allah’a ellerini açar, dua ve niyazda bulunur. Yüce Allah da samimi bir şekilde kendisine yönelip dua kapısını çalan bu kulunu boş göndermez. Hadis-i şerifte zikri geçen ve duası müstecâb olarak nitelenen son grup ise anne babadır. Her ne kadar hadiste geçen “vâlid” kelimesinin “baba” olduğu ifade edilse de annenin de “vâlid” kelimesinin kapsamına girdiği söylenmiştir. Bazı muhaddisler, bu hadiste “vâlid” kelimesinin baba anlamında olduğunu; ancak anne hakkının baba hakkına göre daha fazla olması hasebiyle söz konusu kavramın kapsamına annenin evleviyetle dâhil olacağını ifade etmişlerdir. Çocuklarının dünyaya gelmesi, büyümesi ve yetişmesinde büyük emek sarf eden, gece gündüz demeden çabalayan anne babalar, onları büyüyünceye kadar kollarında, bir ömür boyu da yüreklerinde taşırlar. Çoğu kez onların hastalık ve sıkıntıları yanında kendi hastalık ve sıkıntılarını görmezden gelirler; meşhur ifadeyle “Yemeyip yedirirler, giymeyip giydirirler.” Evlatlarının her daim iyiliklerle ve hayırlarla karşılaşmaları; her türlü kötülükten ve günahtan uzak olmaları arzusuyla yanıp tutuşurlar. İşte bundan dolayı anne babalar, kendi kanlarından, canlarından bir parça olan evlatları için dua edecekleri zaman canıgönülden dua ederler. İşte, Peygamber’imizin yukarıda zikredilen hadis-i şerifinde, Yüce Allah’ın böyle bir arzu ve iştiyakla kendisinden talepte bulunan anne ve babaların isteğine kesinlikle icabet edeceği bildirilmektedir. Müstecâb dualar arasında anne babanın duasının yer almasının bir diğer hikmeti de anne baba hakkının/hatırının Allah hakkından/hatırından hemen sonra gelmesidir. Nitekim “Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara iyi davranın…” Nisâ, 4/36; “…İşte bunun için insana şöyle emrettik Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.” Lokmân, 31/14 ayetlerinde ve Hz. Peygamber’in “Rabbin hoşnutluğu anne babanın hoşnutluğuna bağlıdır. Rabbin öfkesi ise, anne babanın öfkesine bağlıdır.” Tirmizî, Birr, 3 sözünde bu hakikat açıkça görülmektedir. Buna göre, anne babaya iyi davranmak, Allah’a ortak koşmama emrinden hemen sonra gelmekte; anne babaya şükranların sunulması Allah’a şükretmekle beraber zikredilmekte ve Allah’ın rızası ve öfkesi anne babanın rızası ve öfkesine bağlanmaktadır. Dolayısıyla Yüce Allah nezdinde böyle bir ayrıcalıklı konuma sahip oldukları için anne babaların, evlatları hakkında yapacakları dualar, geri çevrilmeyen dualar kategorisinde yerini almıştır. Öyleyse, anne babalarını her daim razı edip onların hayır dualarını almak, onları üzecek ve sıkıntıya sokacak her türlü davranıştan uzak durmak ve onları, kendilerini cennete ulaştıracak bir vesile olarak kabul etmek evlatların en temel vazifesi olmalıdır. Nitekim Hz. Peygamber “Ana ve babasına veya onlardan birine yaşlılıklarında yetişip de onlara hizmet ederek cennete giremeyen kimsenin burnu yerde sürülsün Allah müstahakını versin” Müslim, Birr, 9 buyurarak anne babaların, çocuklarını cennete ulaştıracak bir vesile olduklarını açıkça ifade etmiştir. Yüce Allah bizleri zulmetmekten, zulme uğramaktan, mazlumun bedduasını almaktan emin kılsın. Yolculuklarımızı bereketli eylesin ve dünyadan ahirete olan yolculuğumuzu imanla tamamlamayı nasip etsin. Bizleri anne babasına iyilik ve ihsanda bulunup onların hayır dualarını alan evlatlardan ve bereketli bir ömür sürmeleri için evlatlarına dua eden anne babalardan eylesin. Hikmet ehli zatlar buyuruyor kiKendisine dinini imanını öğreten ana babası ondan razı olmadıkça, bir kimse Allahü teâlânın sevgili kulu olamaz. İhsana kavuşma sebebi, anne baba duasıdır. Büyükler, Annesini üzene yapılan dua kabul olmaz. Anne baba duası almayan, bizden dua istemesin dinini imanını öğreten, Ehl-i sünnet itikadı üzere yetiştiren anne babasını üzen, rıza ve dualarını almayan, ölene kadar başını secdeden kaldırmasa bile Cehennemden kurtulması çok bir zat talebeleriyle beraber otururken, dışarıdan bir talebesi gelir, bazı hususları arz ettikten sonra der ki- Efendim filan kişi de sizden dua zat şu cevabı verir- Ben dua etsem Allahü teâlâ duamı kabul talebeler şaşıp kalır, çünkü o dua isteyen, iyi tanıdıkları çok hizmet eden bir arkadaşlarıdır. Bunun üzerine, mübarek zat sözüne devam ederek buyurur ki- Ana babasının duasını almıyor. Onların duasını almazsa Allah ondan razı olmaz. Allahü teâlânın razı olmadığı kişiye, ben dua etsem ne fayda! Benim ona yapacağım dua kabul olmaz. Peygamber efendimiz, Ana babasının duasını almayan, Allah'ın rızasına kavuşamaz buyuruyor, ama şu kardeşinize dua etsem, kabul olur, çünkü duydum ki, annesi ona çok dua ediyormuş. O kadar razıymış ki, Oğlum, sana gündüz ettiğim dua beni tatmin etmiyor, sırf sana dua etmek için geceleri de kalkıyorum. Ya Rabbi, ben bu oğlumdan razıyım, sen de ondan razı ol! Onun tuttuğu taşı altın yap diye dua ediyorum diyormuş. İşte bu kardeşinize dua etsem, elbette kabul mübarek bir zatın talebesi, hocasına şunu anlatırBabamın ölümüne belki 2-3 saat kala onun duasını almak nasip oldu, bana dua etti, ondan sonra da vefat etti. Belki size kavuşmama, bu dua sebep oldu. O zaman 13-14 yaşımdaydım. Babam ağır hastaydı, ama şuuru yerindeydi. Evde yatıyordu. Bir gün canı portakal istedi. Hemen gidip, bir portakal bulup getirdim. Acele soyup, birkaç dilim verdim. Ağzına aldı, iki üç defa biraz suyunu emdi, tamam dedi, alın bunları diye ağzından çıkardı. Ben de, oğlum benden iğrendi demesin diye, ağzından çıkanı geriye koymadım, aldım ağzıma attım. Sen ne yapıyorsun der gibi, yüzüme baktı. Gözleri dolmuştu, bana baktı, baktı, Allah senden razı olsun dedi. Ondan sonra konuşmadı, sonra da vefat etti.Hocası da, Allah senden razı olsun der ve ağlamaya başlar, talebelerin hepsi de ağlarlar. Anne-babaların duaları da makbul bedduaları da. Anneden ziyade babanın evladına yaptığı ahlar, Allah katında reddedilmiyor. Zira babanın anneye göre evladına olan şefkati daha az. Bu sebeple ilencinin kalpten olma ihtimali fazla. “Ömrün at üstünde geçsin, savaştan savaşa giresin. Allah seni galip eylesin, zenginlikle, şanla, şöhretle gözünü doyursun ama dilerim ki ciğerini görerek ölesin…” Rivayet odur ki Yavuz Selim, ayaklanan yeniçerilerin de desteği ile babası II. Beyazıt’ı tahttan indirip payitahtın başına geçtiğinde; II. Beyazıt, oğlu Yavuz Sultan Selim’e bu bedduayı eder. Babasının intizarı tutmuş olacak ki, Sultan Selim’in 8 yıl süren saltanatı gerçekten de at üzerinde, seferde geçer. Girdiği her savaştan zaferle çıkar. Osmanlı hazinesini kendisinden sonra gelen oğlu Kanunî Süleyman’dan daha fazla hazineyle doldurur. Ancak sırtında şirpençe’ adı verilen bir çıban çıkar. Sultan, sırtına tutturduğu bir tepsiyle çıbana bakar, çok derin olan çıbandan ciğerlerini görür. Hastalığının ağırlaşmasına rağmen, seferlerine devam eder. Fakat daha fazla dayanamaz, hareket edemeyecek kadar takatsiz düşer. Kısa bir süre sonra da ruhunu teslim eder. Çocuğa en fazla iyiliği dokunan, hizmet eden, onun kahrını en çok çeken anne-babadır kuşkusuz. Onların duaları da makbuldur bedduaları da. Nitekim Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, “Ben, babam İbrâhim’in duâsıyım.” buyuruyor. Hz. İbrahim ve oğlu İsmail, Kâbe’nin inşasını tamamladıktan sonra ellerini Dergâh-ı İlâhîye açarak yalvarıyor “Ey Rabb’imiz! Neslimizden gelen Müslüman ümmet içinden bir Peygamber gönder. Ki o, onlara âyetlerini okusun, Kitab’ı ve hükümlerini öğretsin. Onları günâhlardan temizlesin!” Cenâb-ı Hak, yapılan bu samimi duayı cevapsız bırakmadı ve Hz. İsmail’in neslinden peygamberlerin reisi Hz. Muhammed’i gönderdi. Anneden ziyade özellikle babanın çocuklarına ettiği beddua reddedilmiyor. Baba, hayır duası da yapsa beddua da etse neticesi görülüyor. Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Abdulkerim Ünalan, bu durumu annenin bedduasının yüzeysel olmasıyla açıklıyor. Ünalan’a göre annenin evladına karşı olan şefkat ve merhameti babaya göre daha fazla. Bu sebeple anne, kolay kolay beddua etmiyor. Etse dahi içinden, kalbinin derinliklerinden gelmiyor bu intizar. Babanın ahının ise kalpten olma ihtimali daha fazla. Dolayısıyla babanın bedduasının anneninkine göre kabul edilme ihtimali daha yüksek. Ünalan, babanın özellikle sakin olduğu ve haksız olmadığı durumlarda yapacağı ilentilerden sakınmak gerektiği kanaatini taşısa da, “Öfkeli ve sıkıntılı olduğu anlarda ve haksız olduğu durumlarda ise babanın edeceği beddualar büyük ihtimal kabul olmaz.” diyor. Efendimiz de bir hadis-i şeriflerinde, “Üç dua vardır ki şüphesiz Allah-u Teâlâ onları kabul eder Mazlumun duası/bedduası, yolcunun duası ve babanın çocuğu aleyhine yaptığı duası bedduası.” buyuruyor. Bazı büyük zatlar da babanın duasını daha makbul görmüşler. Nitekim rivayete göre bir kişi büyük bir zata gelip kendisine dua etmesini istediğinde, evliya “Babanın duasını al, yeter.” tavsiyesinde bulunuyor. Duada ise tam tersine anne, evladın lehine olduğu için daha içten yakarıyor. Dolayısıyla annenin duasının kabul edilme ihtimali her zaman daha yüksek. Ah, dua vaktine denk gelebilir “Anne-babanın çocuğuna ettiği her ah kabul olur mu?” sorusunu yönelttiğimiz Prof. Dr. Abdulkerim Ünalan’a göre ebeveynin çocuklarına hak etmedikleri bir bedduayı sarf etmeleri durumunda Allah bunu kabul etmiyor. Çünkü Yaradan, gelişigüzel her intizara icabet etseydi birçok evlat haksız yere helak olurdu. Kur’an-ı Kerim’de bu mevzuyla ilgili, “Eğer Allah insanların faydalarına olan şeyleri çabucak elde etmek istemelerinde verdiği gibi, müstehak oldukları şerri de çarçabuk verseydi derhal sonları gelir, helak edilirlerdi.” Yunus 10/11 buyuruluyor. Müminin dilini bedduaya alıştırması dinimizce hoş görülmüyor. Öyle ki Peygamber Efendimiz’e “Müşriklere beddua et.” denildiğinde O sallallahu aleyhi ve sellem, “Ben rahmet olarak gönderildim, lanetçi olarak gönderilmedim.” diyor. Sultanlar Sultanı Efendimiz müşriklere dahi ah etmezken anne-babalar, evlatlarına kızdıklarında ağızlarına bedduaları dolayabiliyor maalesef. Hâlbuki onlara düşen vazife beddua değil, çocuklarının ıslah olmaları için dua etmek. Zira ilentilerin kabul edileceği bir vakte denk gelmesi durumunda en çok üzülecek kişiler de yine onlar oluyor. Hadis-i şerifte, “Kendi nefsiniz, mallarınız, evladınız aleyhine beddua etmeyin. Ola ki bu beddua, Allah’ın duaları kabul edeceği ve kimsenin duasını reddetmeyeceği ana denk gelir.” uyarısında bulunuyor. Zira kimi zaman başımıza gelen türlü türlü sıkıntılar ve musibetlerin perde arkasında edilen beddua ya da okunan lanetler yatabiliyor. Bunu bizlere örnek olarak anlatılan kıssalarda da görüyoruz. Büyük tefsir âlimi Zemahşeri’ye ra ayağının neden topal olduğu sorulduğunda, “Çocukluğumda bir serçe yakaladım; uçup gitmemesi için bir iple ayağından bağladım. Derken elimden kurtulup yerdeki bir yarığın içine kaçtı. Onu tutup çekerken ayağı koptu. Annem onun acı çekmesine dayanamayıp üzüldü ve bana öfkeyle Onun ayağını kopardığın gibi Allah da senin ayağını koparsın e mi!’ diye haykırmıştı. İlim tahsili için giderken binekten düştüm ve ayağım kırıldı.” cevabını veriyor. Anne-baba olmak, evlatlar üzerinde sınırsız bir hakka sahip olunduğu anlamına gelmiyor. Dolayısıyla ebeveyn-evlat ilişkisinde bedduanın bir tehdit aracı olarak görülmesi son derece hatalı. Kaldı ki çocukların olduğu kadar ebeveynin de evlatlarına karşı sorumlulukları var. Çocuğa güzel isim vermek, helâl kazanç yedirmek, İslâmî terbiye vermek, dinini ve Peygamberimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem hayatını öğretmek anne-babanın en başta gelen mesuliyetlerinden birkaçı. Hatta ebeveynin çocuğuna dinî terbiye vermesi, çocuğun ailesine saygı göstermesinden önce geliyor. Çünkü anne-babasından iyi eğitim almış çocuk, onlara saygıda kusur etmemeye çalışıyor. Fakat ahlâkî yönden eksik yetiştirilenler, ileride ebeveynini kendisine beddua edecek hale getirebiliyor. Üstelik çocuğunu doğru yetiştirmediği için hatalı olan anne-baba, intizarda bulunurken ailesine daha fazla zarar vermiş oluyor. Bunu şu kıssadan da anlayabiliyoruz İbn Mübarek’e bir gün birisi gelip çocuğunu şikâyet edince, büyük zat, adamcağıza sorar “Çocuğuna hiç beddua ettin mi?” Adam “Evet” cevabını verince, İbn Mübarek, “Çocuğunun ahlâkını sen bozmuşsun.” der. Peki intizara maruz kalan çocuk nasıl hareket etmeli? Prof. Dr. Abdulkerim Ünalan’a göre bir kişi, anne-babasının bedduasını aldıysa o davranışından hemen vazgeçmesi, ailesinden özür ve helâllik dilemesi, bedduaya mukabil dua almaya çalışması lazım. Eğer hiçbir suçu olmadığı halde bedduaya maruz kaldıysa ebeveynin Allah’a isyankârlık istemesi dışında yine de çocuğun anne-babasına karşı gelmemesi, mümkünse onların gönülünü alıp beddua etmelerine yol açan sebebi ortadan kaldırması gerekiyor. Duaları kabul etme ve reddetmenin yegâne mercii şüphesiz Allah. Bedduadan dolayı meydana gelen veya gelecek olan bir tahribatı telafi etme ve ortadan kaldırma kudretine sahip olan da yine O cc. Müminlerin başlarına ne gelirse gelsin beddua etmekten kaçınması elzem. Fakat intizar edilmişse de bundan pişmanlık duyulup Cenâb-ı Hakk’tan edilen ahı hayır duasına çevirmesini dilemek en doğrusu. Beddua eden anne-baba vefat etmişse Prof. Dr. Abdulkerim Ünalan’a göre anne-baba hayattayken onların bedduasını gerektirecek bir şey yapmamak, ah ettikleri takdirde onlardan helâllik almak şart. Fakat ebeveyn ölmeden önce ettikleri intizara karşılık hayır dua alınamadıysa onlar için Allah’tan af ve mağfiret dilemek, onlar adına fakirlere sadaka vermek, hayır-hasenat yapmak, hacca gitmemişlerse onlar adına hacca gitmek, mezarlarını ziyaret edip kabirleri başında Kur’an okumak, mezarlarına çiçek ve ağaç dikmek tavsiye ediliyor. Bir evlat bunları yaptığı takdirde bu konudaki hatasını telafi etmiş oluyor ve Allah, kendisi adına anne-babasını ebedî istirahatlerinde memnun ediyor. . Zeynep KAÇMAZ – Yenibahar Dergisi Yazının orijinali için tıklayınız. Yazar Hakkında Son Yazılar Kimlerin duası kabul olur? Allahı nerede aramalıyız? Duaları kabul olan üç sınıf insan...Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur “Makbûl olduğunda şüphe bulunmayan üç duâ vardır Babanın çocuğuna duâsı; misâfirin duâsı; mazlumun duâsı.”¹ Başka bir hadis-i şerifte “Babanın oğluna duâsı, peygamberin ümmetine duâsı gibidir.”² Zayıflar, kalbi kırıklar ve fakirler Cenâb-ı Hakk’a karşı -tâbiri câizse- “naz ehli”dirler. Allah’tan bir şeyin vukû bulmasını ısrarla niyaz ve ümîd ederek bunu insanlara yeminle söyleseler, Allah Teâlâ onların yüzünü kara çıkarmaz. DUÂSI BOŞA ÇIKMAYANLAR Hadîs-i şerîfte buyrulur “İçinizde saçı-başı dağınık, eski elbiseler içinde, garip görünümlü ve insanların îtibâr etmediği nice kimseler vardır ki, Allâh’a yemin etseler, Allah onların yeminlerini boşa çıkarmaz… Berâ bin Mâlik de onlardandır.” Tirmizî, Menâkıb, 54/3854 NAZ EHLİ Yani böyle kimseler, Cenâb-ı Hakk’a karşı -tâbiri câizse- “naz ehli”dirler. Allah’tan bir şeyin vukû bulmasını ısrarla niyaz ve ümîd ederek bunu insanlara yeminle söyleseler, Allah Teâlâ onların yüzünü kara çıkarmaz. Nitekim Enes bin Mâlikʼin kardeşi olan Berâ’nın dünyaya ait bir dikili taşı bile yoktu. Ölmeyecek miktarda az bir azıkla yaşıyor, fakat fakirliği sabır ve tevekkülle karşılıyordu. Berâ Hz. Ömer zamanındaki harplerden birine katılmıştı. Bu savaşta müslümanlar sayıca çok az olup, zor durumda kalmışlardı. Ordu kumandanı, Berâʼdan Müslümanların zaferi için yemin etmesini ısrarla talep etti. Bunun üzerine Hz. Berâ “Ey Rabbim, onlara karşı zafer ihsân etmen ve beni Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’e kavuşturman için Sana yemin ediyorum!..” dedi. Hakîkaten ertesi gün zafer nasîb oldu ve Hazret-i Berâ da şevkle arzuladığı şehâdet şerbetini içti. Hâkim, III, 331/5274 Re­sû­lul­lah Efen­di­miz bi­le, Al­lah’tan za­fer ve yar­dım ta­lep eder­ken mu­hâ­cir­le­rin fa­kir­le­ri ve­sî­le­siy­le ni­yaz­da bu­lu­nur ve şöy­le bu­yu­rur­du “Ba­na za­yıf­la­rı ça­ğı­rı­nız. Çün­kü siz, an­cak za­yıf­la­rı­nızın duâ ve be­re­ke­ti ile rı­zık­lan­dı­rı­lır ve yar­dım edi­lir­si­niz.” Ebû Dâ­vûd, Ci­hâd, 70 ALLAHʼA NEREDE ARAMALIYIZ? Kı­rık ve mah­zun kalple­ri ve­sî­le edi­ne­rek rı­zâ-yı ilâ­hî­ye vâ­sıl ola­bil­mek sa­de­din­de Mâ­lik bin Di­nar’ın şu ri­vâ­ye­ti de ol­duk­ça mâ­ni­dar­dır “Mû­sâ Ce­nâb-ı Hakk’a bir il­ti­câ­sın­da –Yâ Rabbi! Se­nʼi ne­re­de araya­yım!» de­di. Al­lah Te­âlâ bu­yur­du ki –Be­nʼi, kal­bi kı­rık­la­rın ya­nın­da ara!»” Ebû Nu­aym, Hil­ye, II, 364 [1] Ebû Dâvûd, Vitr 29/1536; Tirmizî, Birr 7/1905, Deavât 47; İbn-i Mâce, Duâ 11. [2] Süyûtî, II, 12/4199. Kaynak Osman Nûri Topbaş, Hak Dostlarının Örnek Ahlâkından 2, Erkam Yayınları İslam ve İhsan Ahmet Demirbaş "Üç sınıf insana Cehennem ateşi dokunmaz Bunlar, kocasına itaat eden kadın, ana-babasına iyilik eden evlât ve insanlara merhamet eden kimsedir." Din büyüklerimiz buyuruyor ki Anaya, babaya iyilik ve ihsân, evlât üzerine farzdır. Hiçbir zaman ve hiçbir sebeple onlara sert söylemek caiz değildir. Allahü teâlâ İsrâ sûresinde buyuruyor ki Ana ve babadan biri veya ikisi ihtiyârladığında usanıp da öf deme! Ağır söz söyleme! Onlarla yumuşak ve tatlı konuş! Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki Üç sınıf insana Cehennem ateşi dokunmaz Bunlar, kocasına itaat eden kadın, ana-babasına iyilik eden evlât ve insanlara merhamet eden kimsedir. Ana-baba, zâlim de olsalar, kendisine zulmetseler de evlât, onları küstürmemelidir... Ananın, babanın, kocanın, hiç kimsenin, İslâmiyyete uymayan emri dinlenilmez, yapılmaz. Fakat, anaya, babaya, yine tatlı söylemek, onları incitmemek lâzımdır. Ana baba kâfir ise, onları kiliseden, meyhâneden, sırtta taşıyarak bile geri getirmek lâzımdır. Fakat, oralara götürmek lâzım değildir... Ana-babaya karşı alçak gönüllü olmalı, yaşadıkları müddetçe onlara hizmet etmeli ve bununla onların rızâlarını kazanmalıdır. Evlât, ana-babasına şefkat, merhamet ve sevgi ile bakınca ona, böyle bir bakışı için, kabûl edilmiş bir hac sevâbı verilir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem Babasına ve annesine merhamet nazarı ile bakan evlâda, hac ve umre sevâbı yazılır buyurdu. "Günde bin defa bakarsa da böyle midir?" diye sorulunca Günde yüz bin defa baksa da... buyurdu. Birisi Peygamber aleyhisselâma dedi ki - Yâ Resûlallah, yanımda yaşlı anam vardır. Elimle yedirip içiriyorum. Abdestini aldırıyorum. Sırtımda gezdiriyorum. Hakkını ödemiş olur muyum? Peygamber aleyhisselâm buyurdu ki - Hayır, yüzde birini bile ödemiş olamazsın. Ancak iyilik ediyorsun. Allahü teâlâ bu az iyiliğine karşılık çok sevap ihsân eder. Ana veya baba öldükten sonra da onlar için iyilik yapılması emredilmektedir. Hadîs-i şerîfte buyuruldu ki Sadaka veren kimse, sadakasını neden Müslüman olan anne ve babasının ruhu için vermez? Hâlbuki böyle yaparsa, verdiği sadakanın sevâbı, onların ruhuna gideceği gibi, onlardan bir şey eksilmemek şartı ile, onların sevâbı gibi bir sevâp da kendisine yazılır. Ana-babayı ziyâret etmemek büyük günâhtır. Uzakta iseler, hiç olmazsa, selâm göndererek, tatlı mektup yazarak, telefon ederek gönüllerini almalı ve bu günâhtan kurtulmalıdır. Şunu hiç unutmayalım ki, ananın, babanın evlâdına duâsı, Peygamberin ümmetine duâsı gibidir...

babanın duası neden kabul olur